Geçen yıl eve dönüş yolunda durmadan konuşan çocuğunuz şimdi tek sözcükle yanıt veriyor, kaybolan şarj aleti için ağlıyor, “Beni yalnız bırak” diyerek odasının kapısını çarpıyor; siz de inciniyorsunuz. Bir saat sonra hiçbir şey olmamış gibi mutfağa gelip akşam yemeğini soruyor. Evinizde bugünlerde böyle sahneler yaşanıyorsa çocuğunuzu kaybetmediniz; ergenliğin ilk adımlarına tanıklık ediyorsunuz ve bu dönem onun için de sizin kadar kafa karıştırıcı olabilir.
Bu yaşta neden oluyor?
Ergenlik genellikle kızlarda sekiz on üç, erkeklerde dokuz on dört yaş arasında başlar. Bu nedenle on bir on iki yaşına gelindiğinde, dışarıdan görülen değişiklikler henüz küçük olsa bile kızların çoğunda ve erkeklerin bir bölümünde süreç başlamıştır. Bu değişimi yöneten hormonlar düz bir çizgide değil, dalgalanarak yükselir; bedeni olduğu kadar beyni de etkiler. Çocuğunuz görünür bir neden olmadan üzüntü, huzursuzluk veya öfke hissedebilir ve nedenini gerçekten açıklayamayabilir.
Aynı zamanda beyin de yeniden yapılanır. Güçlü duyguları ortaya çıkaran ve sosyal konuma büyük önem veren bölgeler ergenliğin başlarında olgunlaşırken, durmayı, sonuçları tartmayı ve sakinleşmeyi sağlayan ön bölgelerin gelişimi yirmili yaşlarda da sürer. Birkaç yıl boyunca gaz pedalı frenden daha güçlü çalışır. Bu yüzden on bir yaşındaki bir çocuk sabah son derece makul davranırken akşam küçük bir olaya çok büyük tepki verebilir. Bu bir kişilik kusuru değil, gelişimin farklı hızlarda ilerlemesidir.
Uykusuzluk bunları zorlaştırır. Altı on iki yaşındaki çocukların günde dokuz ila on iki saat uykuya ihtiyacı vardır; pek çoğu yeterince uyumaz. Ergenlik biyolojik saati ileri kaydırır: Akşam dokuzda uykusu gelmez ama okul yine erken başlar. Yorgunluk, henüz gelişmekte olan özdenetimi kullanmasını daha da güçleştirir.
Bu sırada sosyal hayatın önemi artar. Arkadaşlıklar daha çok şey ifade eder, gruplar haftadan haftaya değişebilir, bedeniyle ilgili bir yorum geçen yıl olduğundan çok daha ağır gelebilir. Sizden ayrı olarak kim olduğunu anlamaya çalıştığı için mahremiyet birden önem kazanır; önceden istediği yakınlığınız bazen alanına müdahale gibi hissedilebilir. Gözyaşları ve kapı çarpmalarının ardındaki duygular gerçektir, çoğunlukla da geçicidir. Bu iki gerçeği aynı anda akılda tutmak, desteğin önemli bir parçasıdır.
Neler yardımcı olur?
Sakin kalın ve kişisel almamaya çalışın. “Beni yalnız bırak” dediğinde en yararlı tepki, gerilimi artırmamaktır. “Zor bir akşam geçirdiğini görüyorum. İstersen buradayım” deyip başka bir işle ilgilenin. Sizin de öfkeniz yükseliyorsa bunu söyleyin: “Ben de sinirleniyorum. Bir çay hazırlayacağım, sonra konuşuruz.” Bu geri adım atmak değil, öğrenmesini istediğiniz davranışı göstermektir.
Yan yana geçirilen zamanlara yer açın ve ortak alışkanlıklarınızı sürdürün. Bu yaştaki çocuklar karşılarına oturup gözlerinin içine baktığınızda nadiren açılır. Arabada, yemek hazırlarken, köpeği gezdirirken veya ışıklar kapanmadan önceki son beş dakikada konuşmaları daha kolay olabilir. Hafta içinde bu anlara bilinçli olarak yer verin ve sessizliği hemen doldurmayın. Cumartesi kahvaltınızı, birlikte film izlediğiniz akşamı da sürdürün; gözlerini devirmesine hazırlıklı olun. Söylenebilir ama bu alışkanlıklar hâlâ yanında olduğunuzu anlatır. Mümkün olduğunda zamanın bir kısmı yalnızca ikinize ait olsun; böylece konuşmak istediğinde baş başa olabileceği bir alan bulur.
Ergenliği ve duygusal değişimleri erkenden, doğal biçimde konuşun. Pek çok çocuk duyguları değişen tek kişinin kendisi olduğunu sanır. Özellikle zorlanmalar yoğunlaşmadan önce yapılan sade bir konuşma yardımcı olabilir: “Bu yaşlarda bedenin büyümeye hazırlanmak için bazı hormonları daha çok üretmeye başlar. Bir süre duyguların da büyüyebilir, bazen durup dururken geliyormuş gibi olabilir. Bu, sende bir sorun olduğu anlamına gelmez; zamanla dengelenir.” Sonrasında da konuyu arada açın; büyük ve resmî bir konuşmaya dönüştürmeyin.
Uykuyu, beslenmeyi ve hareketi koruyun. Yorgunluk ve açlık neredeyse her duyguyu yoğunlaştırır. En az dokuz saat uykuya yer açan bir yatma saatinde anlaşın; bir saat öncesinden ekranları yatak odasından çıkarın. Biyolojik saatin daha fazla kaymaması için hafta sonu kalkış saatini de çok değiştirmeyin. Doyurucu bir kahvaltı ve okul sonrası ara öğün hazırlayın; kimi patlamalarda öğle yemeğinin üzerinden altı saat geçmiş olması bile etkili olabilir. Her gün gerçekten sevdiği biçimde hareket etmek, ruh haline düşündüğünüzden daha çok katkı sağlayabilir.
Öfkenin nasıl ifade edileceğine birkaç açık sınır koyun ve yalnız kalmayı istemenin bir yolunu sunun. Her duyguya yer vardır; her davranışa değil. Vurmamak, hakaret etmemek, eşyalara zarar vermemek gibi eviniz için önemli iki üç sınır seçin. Herkes sakinken açıklayın: “Bana çok kızabilirsin. Bana hakaret edemezsin.” Her seferinde aynı tutarlılıkla uygulayın, uzun bir nasihat eklemeyin. Sonra kapıyı çarpmaya alternatif sunun: “Öfkenin yükseldiğini hissedince ‘Yirmi dakikaya ihtiyacım var’ de, seni yalnız bırakayım. Sekizde gelip kapını çalacağım.” Yeniden yanına geleceğinizi bilmesi, bu alanı saygı olarak hissettirir; hiç dönmemek ise yalnız bırakıldığı duygusuna yol açabilir.
Tartışma sonrasında ilişkinizi onarın; bu iki taraf için de geçerli olsun. Ortalık sakinleşince kısaca geri dönün: “Biraz önce sesler yükseldi. Bağırdığım için üzgünüm. Sen neler yaşadın?” Özür dilerse sonuna ders eklemeden kabul edin. Kontrolünü kaybeden sizseniz önce siz, açıkça özür dileyin. İlişkinin onarıldığını gören çocuk, bir tartışmanın bağı sona erdirmediğini öğrenir.
Nelerden kaçınmalı?
Duyguların en yoğun olduğu anda nasihat vermek. O sırada uzun açıklamalarınızı işlemesi zordur. Bir cümleyle yetinin ve konuya daha sonra dönün.
Alay etmek veya duygusunu cezalandırmak. “Yine başladı bizim drama” demek, duygularını gülünç bulduğunuzu düşündürür. Ağladığı için odasına göndermek, duygularını yönetmek yerine gizlemesini öğretebilir. Davranışın sonuçlarını önceden anlaştığınız sınırlarla ilişkilendirin; kısa ve ölçülü tutun.
O uzaklaştığında sizin de uzaklaşmanız. Kapısını kapatan çocuğunuz tarafından reddedilmiş hissetmek kolaydır. Siz de geri çekilirseniz aradaki mesafe iki taraftan büyür. Çoğunu geri çevirse bile küçük, baskısız yakınlık tekliflerinizi sürdürün.
Sorguya çekmek veya “Sadece hormonlar” diye geçiştirmek. Peş peşe sorular savunmaya geçmesine yol açabilir; “Hormonlarından oluyor” sözü ise duygusunu ciddiye almadığınızı düşündürür. Hormonlar nedenin bir parçası olabilir ama öğle arasında bozulan arkadaşlık da gerçektir.
Bütün mahremiyetini kaldırmak. Bir neden yokken mesajlarını okumak, kapısını kapatmasına izin vermemek veya size anlattıklarını akrabalara aktarmak, size açılmanın güvenli olmadığını öğretir. Bu yaşta ihtiyaç duyduğu şey, açık güvenlik kurallarıyla birlikte mahremiyettir.
Ne zaman destek almalı?
Gün içinde gelip geçen, zaman zaman yoğunlaşan duygular ergenliğin başlarında sık görülür. Şunları fark ederseniz aile hekiminiz, çocuk doktorunuz veya bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşün:
- Çökkünlük, huzursuzluk veya içe kapanmanın iki hafta ya da daha uzun süre çoğu gün devam etmesi.
- Arkadaşlarına ve eskiden sevdiği şeylere ilgisinin azalması.
- Uyku, yemek veya kilosunda her iki yönde de büyük değişiklikler olması.
- Okula katılımında veya devamında keskin bir düşüş yaşanması.
- Umutsuzluktan, kendine zarar vermekten veya yaşamak istemediğinden söz etmesi. Bu durumda hemen bir uzmana ya da yerel acil yardım hizmetlerine başvurun ve onu yalnız bırakmayın.
- Alkol veya madde kullanımı belirtileri olması.
- Nedeni ne olursa olsun, sizin kaygınızın geçmemesi.
Yaşadığınız şey size yalnızca daha yoğun değil, nitelik olarak farklı geliyorsa bu bile destek istemek için yeterlidir.
Kaynaklar
- Amerikan Pediatri Akademisi (HealthyChildren.org), “Ergenliğin Evreleri”
- ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), “Olumlu Ebeveynlik Önerileri: Ergenliğin İlk Yılları (12–14 Yaş)”
- Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi, “Çocuklarda Önerilen Uyku Süresi: Uzlaşı Bildirisi” (Journal of Clinical Sleep Medicine, 2016)
- Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Hizmeti (NHS), “Erken veya Gecikmiş Ergenlik”